Kerbela'nın Matemi

Kerbela'nın Matemi

Heybetli biri olan Hz. Hüseyin (a.s) niçin yas merasimlerinde mazlum birisi olarak gösterilir?

Soru 1: İmam Hüseyin (a.s) için düzenlenen bu törenler hangi ölçülerde caizdir?


Ehlibeyt için yapılan matemlerin (özellikle de Hz. Hüseyin için) yapılış felsefesi gereği, yapılış şeklini de akıl ve İslam hükümleri belirlemektedir. Eğer bu merasimlerde heyecan, şuurdan daha ağır basarsa, matemin yapılış nedeninden dışa çıkılarak, asıl maksada ulaşılmamış olunur.


Matem merasimlerinde yapılan bir şey eğer akla ters düşerse, İslam'ın ve Şia'nın dünya genelindeki konumunu sarsacaksa ve Aşura öğretilerinin ulaşmasına engel teşkil edecekse bu kesinlikle caiz değildir.


Bu merasimlerin yapılış şeklinde aranan en önemli şart, Aşura mesajının en güzel şekilde insanlığa ulaşması ve imanların güçlenmesidir. Aksi takdirde asıl hedef için bir darbe, endamlı bedene yakışmayan bir elbise olacaktır. Örneğin, İmam Hüseyin (a.s)  için yapılan matem merasimlerinde, başvurmak bu türdendir. İnsanın kendisini yaralayarak kan çıkarması, Aşura'nın asıl hedef ve öğretilerini ulaştırmadığı gibi, Aşura mektebine daha da zarar vermektedir. Ayrıca Kerbela mesajının doğru olarak insanlara ulaşmasına engel olduğu için de, müçtehitlerimiz bu tür işleri caiz bilmemektedir.


Soru 2: İmam Hüseyin(a.s)  yaşamında her zaman heybetli bir konuma sahipti, peki niçin yas merasimlerinde çok mazlum birisi olarak gösterilmektedir?


İzzet kavramı, Kur'ân'ın çokça üzerinde durduğu, Allah Resulü ve müminler için en güzel sıfatlardan birisi olarak nitelediği bir erdemdir. [1]


İmam Hüseyin (a.s) ve onun arkadaşları Kur'ân'ın bu öğretisini her zaman sözlerinde ve amellerinde bulundurmaya çalışmışlardır. Öyle ki hiçbir zaman büyüklükten ödün verip, zillet ve aşağılanmaya boyun eğmemişlerdir. "Zillete asla boyun eğmeyiz" sözü Aşura'nın en önemli mesajlarından birisi olmuştur.


Maalesef bir takım yazılan kitaplarda, Aşura'nın bu önemli unsuru nakledilmemiş yahut unutulmaya bırakılmıştır ve bu kitaplarda bazı matem merasimlerinin kaynağı olmuştur. Bunun sebebi de şudur: Bazı tebliğciler Hüseyni kıyamın gerçek boyutunu insanlara anlatıp, onlarla tanıştırmak yerine, sadece duygu ve hislerini coşturma peşindedirler. Bunun içinde kesin ve sağlam olmayan kaynak kitaplardan yararlanıyorlar. Bu da İmam Hüseyin'in (a.s) kıyamının o büyük izzet ve yüceliğini toplumun gözünde düşürmektedir.


Sonuçta, İmam ve ashabının izzetlerini düşürecek, aslı olmayan konuları söylemek, İslam diniyle, Peygamber'in (s.a.a) ve Ehlibeyt'in (a.s) yaşamıyla uyuşmamaktadır ve asla kabul edilir bir şey değildir.


Diğer taraftan, Hz. Hüseyin (a.s) ve arkadaşlarına yapılan zulmü kesin kaynaklardan tahlil ederek aktarmak, o büyük şahsiyetlerin izzetiyle çatışmamaktadır. Tam tersi onların büyüklüklerini daha çok yüceltmektedir. Çünkü düşmanların İmam'a (a.s) nasıl zulüm yaptıklarını açıklamak ve bütün bunların karşısında, İmam'ın izzetle karşı durduğunu belirtmekle, zulümle nasıl mücadele edileceği daha güzel anlaşılacaktır.


Soru 3: Niçin Aşura merasimi sadece panel, konferans ve ilmi konuşmalarla düzenlenmiyor? Acaba bu kıyamı canlı tutmanın tek yolu sine vurmak, ağlamak, siyahlara bürünmek ve hatta gece yarılarına kadar bu programlara katılarak gündüz işe gitmemek midir? Birde iş yerlerinin kapatılmasıyla oluşan ekonomik ve toplumsal zararları da göz önünde bulundurursak, bu zararlardan kurtulmak için neden sadece seminerler düzenlenmiyor?


İmam Hüseyin'in (a.s) şahsiyetinin daha iyi tanınabilmesi için; konferanslar, seminerler, paneller, konuşma yapmak ve makale yarışmaları düzenlemek gibi kültürel çalışmaların çok büyük önemi vardır. Bu tür kültürel faaliyetler toplumumuzda çokça yapılmaktadır.


Bu çalışmalar kendi yerinde gereklidir, ama yeterli midir? Aşura kıyamının tam olarak ulaşabilmesi ve gerekli mükemmel faydalanmanın olması için yas merasimlerine ihtiyaç yok mudur?


Bu soruya cevap verebilmek için, öncelikle insanı psikolojik yönden incelememiz gerekmektedir. Bakalım bizim pratikteki yaptıklarımızı sadece bilmek/tanımak mı etkiliyor, yoksa toplumsal davranışları oluşturan diğer etkenler de bulunmakta mıdır?

Kendi davranışlarımızı incelediğimizde, iki şeyin bunda etkili olduğunu görmekteyiz. Birincisi tanımaktır. İnsan davranışlarını bilgisi doğrultusunda yapmaktadır, bu bilgi akıl ve diğer yollarla kabul edilmelidir, ama kesinlikle tek etken değildir. Bir takım diğer etkenlerde vardır, hatta bunlar bilgiden daha çok etkilidir. Bu etkenlere, genel olarak duygular, hisler, istekler ve yönelmeler denilmektedir. Şüphesiz bunlar davranışlarımızda direk tesiri olan bir takım ruhsal ve psikolojik etkenlerdir.


Şehit Mutahhari bu hususta şöyle diyor: "İçimizde bizleri harekete geçirecek etkenler bulunmalıdır, her işi yapmak için ruhumuzda istek oluşmalıdır. O işi yapabilmek için şevk, heves, istek, arzu ve sevgi olmalıdır. Diğer bir takım psikolojik etkenlerin de olması gerekmektedir. Bunlara duygusal etkenler denilmektedir. Bunlar insanda isteği oluşturarak, o işi yapmayı sevmesini ve böylelikle yapması için harekete geçirmesini sağlarlar.

 

Eğer insan kesin olarak bu yemeğin onun için çok faydalı olduğunu bilse bile, iştah ve istek olmadığı zaman yemek istemez. Demek ki bilmek yeterli değildir, isteğinde olması şarttır. Bu bütün toplumsal ve siyasi konular için de geçerlidir. İnsan toplumsal faaliyetlere katılmasının ne kadar gerekli ve önemli olduğunu bilmektedir. Ama istek olmadığı için hiçbir şekilde harekete geçmemektedir. Demek ki, insanın davranışlarını oluşturan sadece bilgi değildir, duygusal etkenlerde bulunmaktadır."


İmam Hüseyin'in (a.s) kıyamının, insan mutluluğu için faydasını bilmek tek başına yeterli değildir. O bilgiyi pratiğe dökmek gerekir. Bildikten sonra hatırlamak ve yaşamakla insan İmam'ın (a.s) gittiği yolu gitmek isteyecektir. Onun yaptıklarını bizim de yapmamız için gönlümüzde istek oluşacaktır.


Konuşmalar ve seminerler birinci etkenin insanda oluşmasına sebeptir, yani gerekli bilgiyi bize vermektedir. Fakat ikinci etkeni oluşturmak için bir takım duygusal heyecanlara ihtiyacımız vardır.


Sadece geçmişte olup biten bir trajediyi bilmek ile onu yaşarcasına yakından görür gibi beyinde temsil etmek arasında çok fark vardır. Bunun benzerini herkes hayatında çokça görmüştür. Örneğin Aşura günü, İmam Hüseyin'in (a.s) nasıl şehit olduğunu biliyorsunuz, ama bunu sadece bilmek sizin ağlamanıza sebep oluyor mu? Hayır. Fakat mersiye ve ağıt toplantılarına katıldığınızda, sanki o anı yaşıyor gibi olursunuz, mersiye okuyan Kerbela olayını öyle bir anlatıyor ki sizin de ister istemez gözünüzden yaş akmaya başlıyor.


Bilmenin sizin davranışınızda bırakamadığı etkiyi, bu merasimler bırakmaktadır. Mersiye ile görürcesine yaşamak, bilmekten çok daha üstündür. Bütün bunları açıklamamızdan kastımız İmam'ın neden kıyam ettiği, niçin ve nasıl mazlumca şehit edildiğini bilmenin yanı sıra bu duyguları harekete geçirebilmesi için temsili olarak da anlatılmalıdır. Böylelikle Aşura hayatımızda daha derin ve etkin bir yer kazanacaktır.


Sonuçta, sadece Aşura'yı ve Kerbela kıyamını bilmek, matemin asıl boyutunu ifa etmek için yeterli değildir. Halkın hareketi için, Aşura somut bir konum kazanmalıdır. Sırf dışarıdaki somut değişiklikler; meselâ bütün her tarafa siyah bayrakların asılması, insanların siyah giymesi vb. durumlar bunu gören insanın gönlünde bir sızı oluşturacaktır. Her ne kadar insanlar, yarın Muharrem ayının biri olduğunu biliyorlar, ama dışarı da siyah bayrakları görmekle daha çok etkilenmektedirler. Gruplar halinde insanların sine vurması, belki de duygulara hiçbir etkenin bırakamayacağı tesiri bırakmaktadır.


Bu yüzden İmam Humeyni (r.a.), "Şimdi neyimiz varsa bu Muharrem ve Safer ayları sayesindedir." diye buyurmaktadır. Bunun için bu törenlerin eski kültürle uygulanmasını istiyor. 13 asırlık tecrübe sonucu anlaşılan bu tür merasim törenlerinin insanların duygularını coşturduğu ve mucize yarattığıdır.


İran İnkılâbı ve İslami direnişlerin başarıya ulaşmasındaki neden, hiç şüphesiz halkta Aşura bilinci sonucu oluşan ruhsal heyecan, coşku ve harekettir. Diğer hiçbir şeyle bu etki ve coşkuyu insanlarda oluşturamayız. Toplumda aşkı, fedakârlığı ve candan geçmeyi bu merasimler oluşturmaktadır, diğer hiçbir toplum, mektep ve ideolojide bu etkiler asla görülmemektedir.
 

 
Matemin Zamanı


Soru 4: İmam Hüseyin'in (a.s) şehit edildiği Aşura gününden önce matem merasimlerini yapmaya başlıyoruz, bunun sebebi nedir?


Aşura gününden önce yapılan bu programlar, Aşura günündeki büyük matem merasimi için giriş ve ön hazırlık niteliğindedir. Temel olan Hz. Hüseyin (a.s) için bu törenlerin düzenlenmesidir, İslam'da kutsal ve müstehap olan budur. Ama ne zaman ve ne şekilde yapılacağı hakkında her toplumun kendi gelenek ve görenekleri önemlidir. Örneğin, bazı bölgelerde yas merasimi Muharrem ayının yedisinde başlayıp on üçüne kadar devam etmekte, ama bir diğer bölge de ayın birinde başlayıp Aşura gününe kadar sürmektedir. Hatta bazı yerlerde bütün yıl boyunca her gün ve özellikle de Muharrem'in birinden Safer ayının sonuna kadar daha fazla mersiye okunmaktadır.


İmam Hüseyin'in(a.s)  matem merasimini, bu şekilde değişik zamanlarda yapmanın bir sakıncası bulunmamaktadır, aksine güzeldir. Öyleyse matem merasimlerinin ve ölüm yıl dönümlerinin anılmasında asıl olan, yapılmasıdır. Gelenek ve göreneklere göre günlerin biraz oynamasının sakıncası yoktur.


Siyah Elbise Giymek


Soru 5: Masumlar için yapılan matem merasimlerinde siyah giyinmenin sebebi nedir?


Siyah renginin, çeşitli yönlerden birçok değişik özelliği bulunmaktadır. Bu yüzden belirli amaçlar için kullanmaktadır. Siyah kapalı bir renktir, bazen bu amaç doğrultusunda gizlilik ve tanınmamak için kullanılır. Diğer bir yönden de, bu renk insana bir tür azamet, şahsiyet ve heybet vermektedir. Tarihte bu amaç için kullanıldığı farklı şekillerde nakledilmektedir. Ayrıca doğallığı icabı, matem ve yası temsil etmektedir. Bu yüzden dünyadaki birçok toplum ve kültürler en değerli yakınlarını kaybettikleri zaman siyah elbise giyerler.


Yukarıda açıkladığımız sebebin dışında, matemlerde siyahlara bürünmenin bir de duygusal yönü bulunmaktadır. Siyah giyinen aslında şöyle demek istiyor: "Sen hayatımızın ışık kaynağıydın, yaşamımızın sevinciydin, gidişinle bizi matemlere boğdun, seni toprağa gömdüğümüzde yaşam güneşimiz de seninle beraber battı ve gönül yurdumuz zifiri karanlığa büründü." Bu karanlığı, Hz. Fatıma (s.a) babasının vefatının sekizinci gününde şöyle dile getiriyor:


"Babacığım! Senin gidişinle dünya bütün ışıklarını yüzümüze söndürdü, sevinmeği bizlere çok gördü. Âlem senin güzelliğinle aydınlıktı, oysa şimdi sen yoksun ve aydınlık yerini karanlığa terk etti. Her şey senle beraber nurunu kaybetti… Artık hüzün hep bizimle."


Öyleyse siyah renk özelliği gereği ve akla ters düşmeyen bir gelenek olduğundan dolayı, Ehlibeyt (a.s) dostları en acı, matemli günlerinde bu elbiseyi giyerek İmamlara karşı olan aşklarını, sevgilerini, özgürlük yolunda batıla karşı savaşta her zaman onlarla beraber olduklarını gösterebilirler.


Soru 6: Siyah giyinmek kültürümüze Abbasiler tarafından mı geçti, yoksa başka toplumlarda kullanıyor muydu?


Bir: Siyah giymek, insanoğlunun mantıklı bir geleneğidir. Persler, Yunanlılar ve Araplarda bu gelenek çok eskiden beri vardır.


İki: Siyah giymek, kesinlikle Abbasiler veya Araplar tarafından kültürümüze sokulmamıştır. Dediğimiz gibi en eski toplumlarda bile bu görülmektedir. Aşağıda yapacağımız daha geniş açıklamadan sonra bu iki konu daha güzel anlaşılacaktır.


1- Geçmişte Siyah Giymek


Dünya edebiyatı ve toplumlar tarihine baktığımız zaman, siyah giyinmenin çok eski bir geçmişi olduğunu görmekteyiz. Burada sadece Pers, Yunan ve Arap medeniyetlerinden kısa örnekler verelim.


a) Persler: İranlıların matem merasimlerinde siyah giyindiklerini bildiren belge, eski metinlerde çokça bulunmaktadır. Özellikle Firdevs'inin Şahname adlı eserinde bu konu çokça geçmiştir. Mesela, Rüstem'in kardeşi tarafından öldürülmesi yüzünden Sistan halkı bir yıl kara elbiseler giydi. Aynı şekilde Behram ve Feridun'un ölümüyle de halk siyahlara büründü.


b) Yunanlar: Eski Yunan mitolojisinde şunlar yazmaktadır; Petruklos'un Hektor tarafından öldürülmesi yüzünden Titez büyük bir üzüntüye boğuldu ve bu matemde siyah elbiselerini giydi. Demek ki, Yunan medeniyetinde matem belirtisi olarak kara giymek Homer'in dönemine kadar dayanmaktadır. İbraniler de yakınlarını kaybettiği zaman saçlarını tıraş edip, çamur bulayarak, siyahlar içinde yas törenleri düzenlerdi [2] .
Bestani, eski Avrupa'da matem törenleri için en ideal rengin siyah olduğunu yazarak şunları ekliyor: Yakınlık derecesine göre sevilen birisi öldüğü zaman, akrabaları bir hafta ila bir yıl arasında yas merasimi düzenlerdi. Özellikle dul kalan kadınlar bir yıl devamlı süssüz ve işlemesiz siyah elbiseler giymekteydiler.


c) Araplar: Arap tarih, şiir ve edebiyatından anlaşıldığına göre siyah renk, Mısır'dan Irak'a kadar bütün Araplar için matemin simgesidir.


Zemahşeri, edebiyatçılardan birisinin şöyle dediği yazmaktadır: "Siyahlara bürünmüş bir rahip gördüm, Ona neden siyah giydiğini sordum. Dedi ki: Araplar sevdiği birisini kaybettiği zaman ne tür elbise giymektedir? Tabi ki siyah, dedim. Sonra bana şöyle dedi: Bende günahlarımın mateminde siyahlara bürünmüşüm."
Peygamber efendimizin (s.a.a) döneminde, Bedir savaşında yetmiş tane müşrikin öldürülmesi nedeniyle, Mekkeli kadınlar yakınlarının yasında siyah elbise giymişlerdir. [3]


Tüm bunlardan anlaşılan siyah giyinmenin İslam'a has olmadığı, geçmişteki toplum ve medeniyetlerin de yas törenlerinde siyah giyindikleridir.


2- Ehlibeyt'te Siyah Giyinmek


 Peygamber (s.a.a) ve İmamların (a.s) bu doğal ve mantıklı geleneği onayladıkları, kesin kaynaklardan anlaşılmaktadır. Ayrıca o masumların bizzat kendileri de sevdiklerinin matemlerinde siyah giyinmişlerdir. İbn Ebi'l-Hadid Nehcu'l-Belağa'ya yazdığı şerhte, İmam Hasan'ın (a.s), babası Emirelmümininin mateminde siyah elbise giyerek dışarı çıkıp halka bir konuşma yaptığını nakletmektedir. [4]


Hadisçilerin çoğu, İmam Bâkır'dan (a.s) şöyle nakletmektedirler:


"Haşimoğullarının hanımları, İmam Hüseyin'in (a.s) yasında siyah ve kalın elbiseler giydiler, sıcaktan dolayı asla sızlanmıyorlardı, babam Ali b. Hüseyin (a.s) onların matem merasimlerinde yemek hazırlıyordu." [5]


3- Abbasilerin Siyah Giyinmelerinin Sebebi


Abbasiler, mücadelelerinin her aşamasında Ehlibeyt şehitlerinin intikamlarını alacakları ve hükümeti yeniden Muhammed ailesine verecekleri iddiasındaydılar. Hatta ilk vezir olan Ebu Seleme-i Hilal, Muhammed ailesinin veziri ve ordu komutanı olan Ebu Müslim Horasani'ye "Âl-i Muhammed'in emiri" unvanını vermişti. Peygamber'e ve onun Ehlibeyt'ine (a.s) yapılan zulümlerden dolayı hep matemde olduklarını bildirmek için siyah giyiniyorlardı.


Abbasiler siyah giyinerek ve siyah bayraklar taşıyarak Kerbela şehitlerinin, Yahya ve Zeyd'in intikamını almak ve bunlar için her zaman yasta olduklarını göstermek bahanesiyle başkaldırdılar. Bu sloganlarıyla da Ehlibeyt (a.s) dostlarını, hedeflerine ulaşmak için etraflarında topladılar. Hükümete ulaştıktan sonra da siyah sembollerini kalıcı kıldılar. [6]


İşte bu yüzden, yani Abbasilerin sembolü olduğu için İmam Sadık (a.s) ve diğer İmamlar (a.s) siyah giymeğe karşı olmuşlardı, çünkü devletin resmi elbisesiydi. Kim siyah elbise giyseydi, Abbasi zulüm hükümetini kabul ettiğini bildirmiş oluyordu. Bu yüzden İmamlar o dönemde normal zamanlarda siyah giymeye karşıydılar, ama matem ve yas merasimlerinde giyilmesine izin vermişlerdir.

 

Kaynaklar


[1] - Bkz, Nisa, 139. Münafikun, 8. Nehcu'l-Belağa, Hikmet, 113, 371.
[2] - Dairetu'l-Maarif, c. 6, s. 710.
[3] - el-Siretü'l-Nebeviye, c. 3, s. 10-11.
[4] - Şerh-i Nehcu'l-Belağa, c. 16, s. 22.
[5] - Biharu'l-Envar c. 45 s:188.
[6] - Ehbaru'l-Devleti'l-Abbasiye, 230.